Her başarılı ve gururlu bir işin veya çalışmanın bitmiş ödülü olduğu kadar da sevineceği anları verilir. Biz Müslümanların da Allah’ımız bize bahşettiği ve sevinmemizi istediği gibi bütün günahlarımızın da affedilmesinin bir hediyesi de bence bayramdır diyorum. Bakın saf olanlara yıllardır, senelerce ve asırlardır bilinen ve söylenen “On Bir Ayın Sultanı Ramazan Ayı”dır.
Ben sizlere Ramazan ayının kıymetleri hakkında bir şeyler söylemeye gücüm yetmez ve de yetkili olamam o konuları bizlere din insanları çeşitli yerlerde ve çeşitli konularda bilgiler vermekteler. Ben bütün bunların bizlere aktarılmasını ve belirten insanlara da teşekkür eder ve devamlarını dilerim.
Haydin gelin bizim Ramazan Ayı’nın bizlere verdiği sevinç dolu, içimizi ve gönlümüzü hoş olan o Ramazan Bayramı’nı kutlayalım. Olmaz mı? İşte şöyle basit, yalın bir bayramın genel manası bildiğim kadarıyla sevinmek, mutlu olmak ve şükretmenin hediyesidir diyorum. Sizler daha çok sözlerle bunu ifade edebilirsiniz. Hiçbir itirazım olamaz çünkü sevinmek bambaşka bir hazdır derim.
Ramazan ayı boyunca sağlığı yerinde olan Müslümanların otuz gün boyunca oruç tuttukları bu mübarek ayın sonunda elbette ki Allah’ın verdiği bayram müjdelerine ulaşmak için de yaşamları olan bu mübarek ayda elbette ki bayram için birçok hazırlıklar yapma çabaları içerisinde olurlar. Her şeyden önce bayrama tertemiz yıkanmış, giyinmiş ve sağlıklı olarak ulaşmak istekleri vardı. Bunun için eski yıllarda Karaman’ımızda dört tane hamam vardı; bunlar Seki Hamamı, Yeni Hamam, Lel Hamamı ve Süleyman Bey hamamlarıdır. Bu hamamlar değişik günlerde haftanın bir gününü bayanlar için ayırırlardı. O gün bayanlar bu hamamlara sabah saat ondan önce giremezlerdi; çünkü hamamlar geceleri de açık olduğu için erkekler de banyo ederler, onların temizlikleri yapıldıktan sonra bayanlara açılırdı.
Bayanlar bu hamama gelmeden önce evlerinde "Hamam Bohçası" dediğim çıkınlarını hazırlarlardı. Bunda neler var; temiz giyecek ve çamaşırları ile havluları yanında olan çocuklarını da getirirler ve onlar oruç tutmadıkları için yanlarında portakal, elma, mandalina, kuşburnu gibi şeyler de getirirlerdi. Bayanlar hamamına getirilen erkek çocuklarının yaşları on birden yukarı ise hamamcı onları içeri almaz ve itiraz eden bayanlara "Bari kocanı da alıp geleydin" der. Hamamdan çıktıktan sonra evlerine giderlerdi. Bakın bu hamam içi yıkanmaları ve konuşmaları yazamıyorum sakıncaları olduğu gibi suçluluğum da çok olurdu.
Aynı temizlik işlerini, yani hamamda yıkanmaları erkekler de yaparlardı. Beylerin daha ziyade bayrama yaklaşık günlerde hamama gitme tercihleri, hamamların geceleri de açık olmasındandır.
Haydi hazırlıkların bu temizlenme işleminin yanında bayram sevinci olan giyim, kuşam ve diğer istekler gelmektedir. Bunlar için Ramazan ayının ilk günlerinden itibaren berberler, terziler, AYAKKABICILAR'daki faaliyetlerde yoğunluk kazanmaktadırlar. Babalar erkek çocuklarının ellerinden tutarak çarşıya götürürler ve ilk önce MANİFATURACI dükkanına gelirler. Buradan dikilecek olan ceket ve pantolonların kumaşları beğenilir ve ayırt edilir. Neden mi? Çünkü kaç metreden bu elbiseler dikilir bilemezler ve doğru TERZİ’ye giderler. Orada ölçüleri alınır, terziye söylenir; “Filan manifaturacıya gidersin, benim ayırt ettiğim kumaşları ve malzemelerini alırsın,” denir. Bütün bunların ücretleri pazarlıkla yapılır ve ödenirdi. Çarşıya çıkmışken “Haydi çocuklar, şurada bir de ayakkabıcıya gidelim,” denir ve gidilir. Hazır ayakkabı alınacaksa mağazadan beğenilir ve alınırdı. Şayet dikilecekse ayak ölçüleri alınır, modeli söylenir ve sipariş günü dikilen ayakkabılar da alınırdı. Dahası mı var? Gömlek dikimi gelmişken gömlek dikimi ustasına “GÖMLEKÇİ” diyoruz, gidilir, orada ölçüler verilir. Kumaşı da alınan yerden gömlek ustası alır getirir, dikime başlar. Unutmayalım, bayramın temizliğinden bahsederken de güzel giyimi de unutmayalım. Ayaklarımızın ÇORAPLARI ve ceplerimizin güzel renkli MENDİLLERİ de alınırdı.
Eksiğiyle gediğiyle erkek çocukların veya büyüklerin ihtiyaçları giderilirdi. Gelelim kız çocukları ve yetişkinlerin istekleri ve bayramlıklarına. Eski yıllarda şimdiki gibi hazır giyim iş yerleri yok idi; pek nadir de olsa çocuklar için de vardı. Bayanların elbise dikimleri ise çeşitli mahallelerde anadan, babadan öğrenmelerle yetişmiş çok iyi bayan terzileri var idi ve kumaşlar alınarak o evlere terzi hanımlara gidilir, modeller söylenir, ölçüler alınır ve alım günü söylenir eve gelinirdi. Kız çocuklarının ayakkabı ve çorap gibi giyim kuşamları için babalar kızlarının ellerinden tutar, çarşıya götürürler ve mağazalardan beğendikleri eşyalarını alırlardı. Evlere gelindiğinde o erkek ve kız çocuklarında sevinç nidaları hala belleğimde durmaktadır. Ben de elbette ki bu öyküleri yaşamış bir kişiyim ki sizlere bunları yazabiliyorum.
Bayram temizliğinin bir yönü de erkek ve kız çocuklarının saç tıraşı işlemleri idi. Erkek çocukları bayram öncesi babaları tarafından çarşıda berbere götürülür ve tıraş edilirlerdi. Kız çocuklarının saç kesimlerini ise evde anneleri veya bu işi iyi yapan komşuları, akrabaları yaparlardı.
Bendeniz ki bayramın bayram havasını yaşayan o devrin insanları, şimdikilere göre daha huzurlu ve mutlu idiler. Bu yılların yaşamdaki eski tabiri bence ayıplanmayacak ve ibret verici olduğu kadar da şimdikilere yaşamın, sevincin ve de bir içtenliğin ne olduğunun örnekleridir diyorum. Konumuzu dağıtmayalım, sadede gelelim arkadaşlarım.
Çocukların bütün bu bayramlıkları ilgili iş yerlerinden arifeden en geç bir gün önce babalar tarafından alınır ve evlere getirilir, herkesin giyecekleri kendilerine verilirdi. Çocuklar bu bayramda giyecekleri eşyalarını akşam yatacağında baş uçlarına düzgünce koyarlar ve yatağa yattıklarında sevinçten uyuyamazlar ve sık sık eşyalarına bakarlardı ve bakarken de uyuyup kalırlardı. Ne dersiniz sevinmek ne güzel bir olgu derim. Sabah ezanlar vakti uyanıldığı zaman ev içindeki telaşları hala unutamıyorum. Erkek çocukları babaları ile birlikte BAYRAM NAMAZI’nı kılmak üzere camiye giderlerdi, tabii ki yeni almış oldukları kıyafetleri de giyilirdi. Bayram namazından sonra cami çıkışında bütün cemaat birbirleriyle bayramlaşırken, o çocukların arkadaşlarıyla sarılarak bayramlaşmaları, gülüşmeleri ve giyeceklerini gösterirlerken, kıyıda köşede bu giyimlerden mahrum olan fakir çocukların bakışlarına da üzülen arkadaşları onları da aralarına alarak hep beraber büyüklerinin yanlarına gelip (cami önünde) ellerini öperek bayramlaşırlardı.
Bayram namazından sonra mahallenin ileri gelenleri, fakir aileleri bayram yemeğini yemek için evlerine davet ederlerdi ki bu davet yalnız erkekler için değil bütün ailesi ile birliktedir. Namazdan sonra eve gelinince büyükler baylı bayanlı ve çocuklu olarak yemek öncesi eller öpülür, kucaklaşılır ve bayramlaşılırdı.
Gelen misafirlerle kalabalık olduğu için önce erkekler çocuklarla beraber büyük bir tahta siniler ve kalaylı sinilerle otururlar. Sofra bezleri üzerlerine çekilir ve herkesin önünde mayalı ekmeği, tahta kaşığı, varsa çatalları olurdu. Sofranın orta yerine büyük bir tas içerisinde önce pişirilen çorba konur; amma çocuklar yetişemediği için onlara yakın yerlere de çorbalar konurdu. Yemeğe evin büyüğü: “Haydi çocuklar ve ev halkı Allah bizlere bu günleri gösterdi ve bu nimetleri bizlere verdi; buyurun afiyetle yiyelim, huzurlu yaşayalım ve Allah’ımıza hamd edelim,” diyerek yemekler yenilirdi. Yemekler mevsimine göre bamya, lahana veya yaprak sarması, patates veya diğer kebaplar, pirinç pilavı, kuru fasulye veya nohut yemeği, su böreği, mercimekli tava böreği, cevizli şebit tatlısı, palize, sütlaç, ekmek ve tel kadayıfı, olmazsa olmazı ZERDE gibi yiyecekler hep beraber yenilir ve dua edilerek sofradan kalkıldıktan sonra tekrar bayramlaşırken sokak kapısının önünde DAVULCU davuluna tokmağını vurduğu kadar zurnasıyla çalarak gelir ve bir Ramazan’da çaldığı davulun hakkını almaya gelir. Ev sahibi ücretini verdiği gibi de BAYRAM ŞEKERİ’ni ve LOKUMU’nu da unutmaz verir. Davulcu gitmeden hemen bakıyorsun güzel giyimle kız ve erkek çocukları cıvıl cıvıl sesleriyle bayramlaşmaya gelirler; ev sahipleri onları şeker, lokum, çocuk mendili ve imkanı var ise para vererek uğurlarlardı.
Evlerde, sokaklarda, iş yerlerinde bayramlaşmalar devam ederken çocukların da elbette ki bu bayram sevinçlerinin bir vasıtalarının olması gereken yerler vardı; orası da BAYRAM YERİ dediğimiz salıncaklar, dönme dolaplar ve diğerleri. Bayram yeri eski odun pazarı (şimdi İş Bankası ve Sağlık Ocağı'nın olduğu yer) idi. Çocuklar buraya babaları ile gelirler, bu oyuncaklara binerlerdi. Ayrıca at arabalarına binip AKYOKUŞ’a (şimdiki otogar civarı) gidip gelirlerdi. Bayramlaşmalar akrabalar, komşular arasında ailece gidilir ve kutlanırdı. Daha ziyade bu birliktelikler mahallenin veya akrabalar arasında en büyük olanlar ilk önce ziyaret edilir. Gidilirken de iyi veya kötü bazı bayram şekerleri, lokumlar ve tatlılar da götürülürdü.
Ramazan Bayramı dolayısıyla da elbette ki ahirete göçmüş olan Müslüman kardeşlerimiz, aile fertlerimiz de unutulmazdı. Onlar mezarlıklarda veya yerleri yok ise evlerde okunan KUR'AN-I KERİM ve diğer dualarla anılırdı. Bu ziyaretler ekseriyetle ARİFE GÜNLERİ yapılırdı. Bayramın diğer günlerinde de ziyaret edilirlerdi.
Küslerin barıştığı, dostluğun, sevginin ve dayanışmanın birliği yanında yardımlaşmanın, fakirin de rızasının, gönlünün alınması ile yapılan duaların da hayırlara vesile olması dileklerimle tekrar tekrar cümle Müslüman aleminin ve kardeşlerimizin bayramlarını şimdiden kutlar; sağlıklı nice nice Ramazanlara derim. Saygılarımla...