|
Tweet |
Ahmet Talat Duru; bilgeliğiyle olduğu kadar tevazusuyla, birikimiyle olduğu kadar şefkatiyle tanınırdı. Onu tanıyan herkes, önce insanlığını hatırlar. Çünkü o, öğrendiklerini paylaşmayı bir vazife, sevmeyi bir karakter, hatırlamayı ise bir sorumluluk bilirdi. Karaman’ın tarihini anlatırken sadece geçmişi değil, insanın özünü de anlatırdı. Her cümlesinde bir saygı, her satırında bir vefa hissedilirdi.
Onun kaleminden dökülenler kuru bilgiler değildi; yaşanmışlıkların, kokuların, seslerin ve duyguların harmanlanmış hâliydi. Karaman’ın dar sokaklarında yankılanan selamlar, kazanlarda kaynayan bulgurun kokusu, eski zamanların sade ama derin yaşamı onun anlatımlarında yeniden hayat bulurdu. Talat Duru abi, bir şehri sadece yazmadı; onu yaşattı, korudu ve geleceğe emanet etti.
İnsanlığı ise her şeyin üzerindeydi. Güler yüzüyle gönüllere dokunan, sohbetiyle ufuk açan, sevgisiyle insanları bir araya getiren bir çınardı. Onun yanında olmak, bir kitabın içinde dolaşmak gibiydi; her an yeni bir şey öğrenir, her an biraz daha insan olmayı hissederdiniz.
Vefatının 86. yılı anısına onu yad ederken aslında bir eksikliği değil, büyük bir mirası hatırlıyoruz. Çünkü o, ardında sadece eserler değil; saygıyı, sevgiyi, kültürü ve insan olmanın inceliğini bıraktı. Gerçek çınarlar devrilmez; kökleriyle yaşamaya devam eder. Talat Duru abim de Karaman’ın toprağında, hafızasında ve kalbinde yaşamaya devam ediyor.
Ruhu şad, mekânı cennet olsun. Onu tanımış olmak bir ayrıcalık, onu hatırlamak ise bir vefadır.
AHMET TALAT DURU KİMDİR ?
29 Mart 1931 tarihinde Karaman’da Kirişçi Mahallesi Yûnus Emre Tekkesi’nin 100 m kadar kuzeyindeki Hâcı Molla Çıkmazı’nda bir evde doğdu.24 Aralık 2017 tarihinde Ankara’da tedavi gördüğü hastanede vefat etti.
O, esnaf, tüccar ve araştırmacı yazardır..
Yunus Emre Tekkesi son şeyhinin torunudur. Babası Şeyhzade Ziya’dır.
1943 yılında ilkokuldan mezun olan Ahmet Talat Duru,Babasının da yönlendirmesi ile çok erken yaşta iş hayatına atıldı. İlk işi Taşkale köyünde süt kâtipliği oldu. Daha sonra babasının yanında bulgurculuğa başladı. Yozgat ve civarından buğday toplayıp bulgur kaynatarak Karaman’a getirdi. Yozgat’ta bir çarşı gezisi sırasında Türk ve dünya klasikleri ile tanıştı. Bir sergiden aldığı dünya ve Türk-İslam klasikleri, onun okuma zevkini geliştirdi. Bundan sonra hayatının tamamını kapsayan tarihi ve kültürel araştırmaların temeli de böylece atılmış oldu.
2 yıl yaptığı Askerlik dönüşü yaklaşık yirmi beş sene işleteceği manifatura dükkanı; Ahmet Talat Duru’nun tarih ve kültüre olan ilgisinden dolayı tarih ve kültür meraklılarının uğrak merkezi haline geldi.
1977 yılında manifaturacılığa başladı ve Duru Ekmek Fabrikası’nı on yıl kadar işlettikten sonra Karaman’ın ilk bilezik atölyesini açtı. 2010 yılında geçirdiği kalp ameliyatı sonrasında kuyumculuğa ve iş hayatına son verdi.
Yaşamının sonuna kadar Atatürk Parkı yanındaki iş yerinde günlerini geçirmekte; burada okuma, araştırma, inceleme ve yazma çalışmalarına devam ederken kendisini yalnız bırakmayan misafirlerini ağırlamaktaydı.
Ahmet Talat Duru’nun asıl tanınma sebebi araştırmacı yazarlığıdır. Dünya ve Türk-İslam klasikleri ile tanışması, onun tarih ve edebiyata olan düşkünlüğünü tetiklemiştir. Babası Ziya Duru’nun Yunus Emre Camii Haziresi’ndeki mezarları ziyareti sırasında, soylarının Yunus Emre’ye dayandığını sürekli vurgulaması; onun geçmişe dönük merakını kamçılayarak araştırmacılığa yöneltmiştir. Bu konudaki görüşlerini şöyle açıklamaktadır:
“Babam Ziya Efendi, çocukluğumuzda kardeşim Ali ile beni sık sık Yunus Emre Camii’nin haziresine götürürdü. Burada dedelerimizin ve akrabalarımızın yattığını söyler, devamında Fatiha okurduk.
Yunus Emre’nin soyundan gelmiş olmamız ve Yunus Emre’nin hayatındaki belirsizlikler, benim içime ateş düşürdü. Kendimde hep Yunus Emre adına bir şeyler yapma mecburiyeti hissettim. Böylece geçmişe dönük araştırmalarım başladı.”
1970’li yıllar Ahmet Talat Duru’nun sorumluluk aldığı yıllar olmuştur. Elde ettiği birikim ve tecrübelerini yerel gazetelere yansıtmaya başlamıştır. İlk yazıları, Karaman’da Uyanış Gazetesi’nde yayımlanmıştır. 50 yaşından sonra Osmanlıca öğrenmiştir. İlk kitabı “Yunus Şeyhliği” uzun araştırmalar neticesinde 1993 yılında basılmıştır.
Bundan sonra kitap ve yazı çalışmaları bir arada devam etmiştir. Ve kırk yılı aşkın bir süredir halen dergi ve gazetelere, Karaman, Yunus Emre, genel tarih ve siyaset konularında yazılar kaleme almıştır.
Bu arada şiiri de ilgi duymuş, hissettiklerini şiirler halinde yazıya da dökmüştür.

“Bir bir geçiyor ömrümden
Gidip de gelmeyen günlerim
Görünüyor bir sihirli tülden
Sevinçlerim kederlerim
Pazara çıkıyorum sabah
Kolumda ufak sepetim
Şimdi şadırvan önündeyiz
Babamın parmağında elim
Annemin dizinde ufaklık
Masal dinleyip de bir bölüm
Uyuyakalmış yarıda
İşte o çocuk benim
Demiryolu yatağım
Kırklareli’de yorganım dilim dilim
Ayak ucumda uyuyor
Tekir benekli kedim
Meğer hatıra olmuş bir bir
Acı tatlı seyrettiğim
Perdeleri çektim tülün üstüne
Fazla dayanamadı yüreğim” diye anlatıyor Anılar adlı şiirinde yaşanmışlıklarını…
Derleyen-Mustafakutun